13 Mayıs 2019 Pazartesi

MERDAN YANARDAĞ BUART'TA

Aydınlarımızın, gazetecilerimizin, ordumuzun sonradan “KUMPAS” olduğuna karar verilen davalar ile tutsak edildiği yıllardı. 
O zamanlar çok azdı, bu davalar “KUMPAS”tır, “DEMOKRASİYE DARBEDİR” diyenler. 
Bugünler gibi değildi, o günler.

Yıllardan 2013 idi. Merdan Yanardağ’ın, gözaltına alındığı haberi gelmişti. 
Hangi tv kanalından  takip ettiğimi hatırlamıyorum… 
Ama! Gözaltına alınırken söyledikleri bugün gibi (hep) aklımda:
“Bu ülkede diktatörlüğe boyun eğmeyeceğiz, susmayacağız, mücadeleye devam edeceğiz, özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz. Bu da geçecek, hiç bir diktatörlük sonsuza kadar yaşamaz.”

Bugün, o günlerde atılan tohumların hasadı alınmaya başlandıysa; daha korkusuz, daha gür, daha çok çıkıyorsa sesler, Merdan Yanardağ gibi USTAların toprağıdır nedeni…      

Verimli, inatçı ve inançlı topraklarıdır…



Kendileri ile medya ve medyanın toplumun kültüründeki yeri üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.   
Söyleşinin her aşaması başlı başına bir yazı konusu olsada, kendime saklayacağım bu deneyimi.
Sadece bilginin, emeğe verilen değerin, ciddiyetin ve saygının, tüm medyaya ve mensuplarına buluşmasını diliyorum.  

Merdan Yanardağ BUART'ta...

Burcu Uğur (BU): Önce medyanın tanımı ile başlayalım. Usta bir gazeteci olarak medyayı nasıl tanımlarsınız? 

Merdan Yanardağ (MY): Medyanın tek bir tanımının olduğunu düşünmüyorum. Medyanın birden çok tanımı olduğuna inanıyorum.  Ama genel olarak medya,  basından biraz daha farklı bir anlam taşıyor. Yeni haberleşme, iletişim araçlarını da içinde taşıyan, kocaman bir dünya. 
Çok genel ve herkes tarafından kabul edilebilir bir tanım yapılacaksa eğer haber ve bilgi dolaşımını sağlayan bir tür kamu hizmetinin yapıldığı,  bir aydın mesleği, bir yanıyla entelektüel bir faaliyet, bir yanıyla da ağır işçilik diyebileceğim birçok özelliği, birçok boyutu içinde taşıyan haber ve bilgi üretiminin yapıldığı sektör diyebilirim.   

BU: Medyanın görevleri nedir?

MY: Genel ve herkes tarafından kabul edilen bir medya yok. Mesela bilginin karartıldığı,  manipüle edildiği, haberin ve gerçeğin gizlendiği, yönlendirildiği bir alandır da aynı zamanda.  Sınıfsaldır çünkü. İlişkinizin olduğu sınıflar, sermaye bileşiminiz, siyasal tavrınız, felsefi tercihleriniz durduğumuz yeri de büyük ölçüde belirler.  Tabii ki herkes için geçerli olan ve herkesin uymasının zorunlu olduğu etik kuralları vardır.  Örneğin, objektif haber vermek gibi,  bilgiyi ve belgeyi karartmamak gibi,  toplumun genel çıkarlarını gözetmek gibi,  cinsiyetçi, ırkçı, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bir dil kullanmamak gibi,  hiçbir felsefi veya siyasal tercihi inanışı ya da etnik kökeni ya da dinsel inancı aşağılamamak gibi,  herkes tarafından uyulması zorunlu olan genel etik kuralları olan bir iştir.

BU: Medyanın toplumsal alandaki yeri nedir?

MY:  Medya toplumun en önemli ideolojik aygıtıdır, diyebiliriz. Ünlü Fransız filozof Althusser'in "Devletin İdeolojik Aygıtları"nda tanımladığı yapıya çok yakın, hatta onu da aşan bir karaktere sahiptir. Devletin ideolojik aygıtlarından söz ederken, mesela eğitim sistemini, bunun en önemli aracı olarak tanımlar Althusser.  Fakat medya, günümüzde eğitim sistemini de aşan, onu da kapsayan, onu da içine alan bir karakter kazandı. Dolayısıyla en önemli ideolojik aygıttır diyebilirim;  çünkü bilgi üretilir, haber üretilir ama aynı zamanda toplum yönlendirilir, moda belirlenir, trendler oluşturulur. 
Bir dönem, toplum, gazetede yazan her şeyin doğru olduğunu düşünürdü. Bir gramer hatası yapılıp yapılmadığını kontrol etmek için gazeteye bakıp, nasıl yazılmışsa öyle yazmaya çalışırlardı. O nedenle medyanın sorumluluğu büyük.     

Toplumdaki bütün çelişkilerin yaşandığı, çatışmaların yaşandığı bir alandır da aynı zamanda.  Önemli bir iktidar aygıtıdır.  İktidar olmak isteyenler, medyayı ele geçirmek ya da  medyada bir güç olmak durumdadırlar. O bakımdan bugünkü AKP iktidarı önce medya alanına operasyon yaptı ve medyayı ele geçirdi. 

BU: Sosyal medya hakkında ne düşünüyorsunuz?

MY: Sosyal medya, medyaya eklenen yeni bir olgu. Denetlenemeyen, kontrol edilemeyen bir alan, kuralları oluşmamış bir alan. Sosyal medyanın, genel medya ortamının en önemli bileşenlerinden biri haline geldiğini, herkesin haber ve bilgi üretimine katıldığını söyleyebiliriz. Eğer bu iyi değerlendirilebilirse, medyanın demokratikleşmesini sağlayabilir veya tam tersine yanlış ve kara bilginin yayılmasına, bilgi kirliliği yaratılmasına da yol açabilir.      

BU: Medyanın toplumun kültürü üzerindeki etkileri ne yöndedir?

MY: Bugün,  medyanın  etkisinin olumsuz olduğunu düşünüyorum. Çok olumlu bir rol de oynayabilir. Böyle bir gücü var.  

BU: Neden olumsuz olduğunu düşünüyorsunuz?

MY: Olumsuz olduğunu düşünüyorum, çünkü giderek sanat ve edebiyat dergilerinin çok az sattığı, fikir gazetelerinin çok az sattığı bir döneme gidiyor dünya.   Zamanın ritmi  yükselmiş durumda, her şey bir hız kazanmış durumda bu dünyada. Durup dünyanın nereye gittiğine,  insanlığın nereye doğru sürüklendiğine bir bakmak gerekiyor. Bunu sağlayacak olan da medyadır.  Kültürün yüzeyselleştiği, sanatın çok hızlı bir şekilde tüketildiği, kalıcı etkilerinin bulunmadığı bir dönemden geçiyoruz. Bunun nedeninin medya olduğunu düşünüyorum. Dünya artık büyük yazarlar çıkaramıyor. Daha çok popüler yazarlar var. Plaj kitapları yazıyorlar, çok okunan, çok satan kitaplar yazılıyor. Günümüzde kuşkusuz büyük yazarlar var. Onlar medya kuşatmasını kırabilmiş insanlar.  
Bu açıdan bakılınca insanların kültürünü sıradanlaştıran, standart hale getiren, kültürel çoğulculuğu ortadan kaldıran da bir yanı var, medyanın.    

BU: Medyanın tercihleri neden bu şekilde? 

MY: Medyaya egemen olan güç önemli. Medyayı sermaye belirliyor, medyayı para ilişkileri belirliyor, pazar ilişkileri belirliyor.  Medya giderek bir kamu görevi yapmaktan çıkıyor, egemen sınıfların elinde bir iktidar aracına dönüşüyor, ama buna karşın muhalif bir medya da var, her zaman var oldu, bundan sonrada var olacak ve esas olarak medyanın geleceği, insanlığın geleceği de o muhalif medyanın gücünü arttırmasına bağlı.

BU: Programlarınızda "Bağımsız Medya" kavramının üzerinde duruyorsunuz.  Önemini tekrar anlatabilir misiniz? 

MY: Şöyle düşünün:  Borsada şirketi olan bir medya patronu, kendi gazetesinin ekonomi sayfalarında dürüst olabilir mi, objektif olabilir mi?  Olamaz.  Bankalar hesap sahiplerinin hesap bilgilerini saklamak zorundadır, açıklamak durumunda değildir. Bankacılık, bir anlamda sır saklama mesleğidir.  Gazeteler ise, deyim uygunsa, sırrı açıklama işi yaparlar.   Peki nasıl olacak bu!  Yani hem bankacı hem gazeteci olamazsınız.  Örneğin, o bankanın karıştığı bir yolsuzluğu yazamadığınız sürece nasıl gazetecilik yapacaksınız! Bu iki işi birden yapamazsınız. "Bağımsız Medya"dan kastettiğim bu.   

Şöyle bir şey olmaz: Gericilik ve faşizme karşı tarafsız olmak, diye birşey yok. İnsanlığa karşı işlenen bir suçta tarafız, insanlıktan yanayız.   

Farklı bir açıdan söylemek gerekirse: Bizim felsefi tercihlerimiz var, ama kastettiğim bu değil.  

Bağımsız Medya'dan kast ettiğimiz, bütün güç ve iktidar odaklarından bağımsız olmak, siyasi partilerden bağımsız olmaktır, çünkü bir aydın mesleğidir, entelektüel bir iştir.  

Bakın, her gün, onlarca haber üretiyoruz. Yazıya döküldüğü zaman, her gün, buradan bir kitap çıkıyor demektir.  Dış haber bültenimiz, kültür bültenimiz, iç haberler bültenimiz, spor bültenimiz, programlarımız ve programlara katılan konuklar var. Her programda başka bir konuyu işliyoruz. İnternet sitemiz var, oralarda sürekli haber üretiliyor...  Bütün bunlar birincisi yazmak demek, ikincisi iyi yazmak demek, üçüncüsü doğru yazmak demek. Bunların hepsi bir iş, önemli bir iş.  
Dolayısıyla gazeteciler ve gazetecilik mesleği, medya  tarihçilere çalışacağı malzemeyi üretir aynı zamanda. 

BU: Bağımsız Medya için medya mensupları yeteri kadar mücadele veriyorlar mı sizce? 

MY: Tabii ki. Çok sayıda gazeteci arkadaşımız, televizyon yayıncısı arkadaşımız bağımsız medya için, bağımsız gazetecilik için mücadele veriyorlar. Biz gazeteciliği yere düşerken gördük. Onu yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyoruz, yaptığımız iş bu. Albert Camus'a  İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra soruyorlar "Niye yazıyorsunuz" diye.  "İnsanlara yardım etmek için" diyor.  "Neden yardım etmek istiyorsunuz" diyorlar. "Ben çünkü insanlığı düşerken gördüm" diyor. Bizim yaşadığımız dönem de buna çok benzer. Biz gazeteciliği düşerken gördük. Onu ayağa kaldırmaya  çalışıyoruz.  




BU: Tele1'den bahsedelim. Tele1 nasıl kuruldu? 

MY: Ben 35 yıldır gazeteciyim, fakat televizyon Türkiye'de ve dünyada çok önemli bir araç olmaya devam ediyor. İnternet üzerinden yayıncılığın yaygınlaşmasıyla beraber, etkisi biraz azalıyor gibi görünsede ve  görece olarak azalsada, hala en büyük etkiye sahip yayıncılık alanı. Türkiye dünyada en çok televizyon izlenen ülke.  Günde, kişi başına ortalama 5 saat. Bu, bir rekor.  
Türkiye'de kadın işgücünün çoğunluğu evde olduğu için, gün boyu televizyonlar açık. Devlet tarafından sosyal devlet anlayışı terk edildiği için, çocukların da eğlence alanı ve boş vakitlerini değerlendirme alanları son derece sınırlı.  Televizyon bu ihtiyacı karşılayacak tek araç haline geliyor. Okuma alışkanlığının da düşük olduğu göz önünde bulundurulursa, televizyonun etkisinin çok yüksek olduğu görülüyor.  O nedenle, bir medya yaratmak gerektiğini düşündüm.

Tele1  fikri böyle oluştu. Uzun bir zamandır aklımdaydı. Şartların olgunlaşmasını bekliyordum. Bu projeyi  arkadaşlarımla beraber yaptım, dostlarımın desteği ile gerçekleştirdim. Ben bu projenin, bu televizyonun patronu değil, sadece lideriyim,  genel yayın yönetmeniyim. Kendimi öyle tanımlıyorum.  

Tele1 için şunu söyleyebilirim: Arkasında herhangi bir sermaye odağı ya da herhangi bir siyasi odak, parti vs. yok.  Kuşkusuz yaptığımız sponsorluk anlaşmaları var ama biz bunları bağımsız gazeteciler olarak yapıyoruz. O nedenle, Türkiyedeki en bağımsız medya organı olduğumuzu söylememiz mümkün.     

Medya ortamında bir özgürlük penceresi açmaya,  bağımsız gazeteciliği ayakta tutmaya ve Türkiye'nin geleceğindeki yerimizi almaya çalışıyoruz.  Bunu da başardığımızı söyleyebilirim. 



BU: İzleyiciden nasıl geri bildirim alıyorsunuz?  

MY: Çok iyi geri dönüşler alıyoruz. Çok yaygın bir izleyiciye ulaştı, çünkü bizim mottomuz  "GERÇEK"tir. Bütün dekorlarımızın üzerinde tek bir kavram ve sözcük vardır.  O da "GERÇEK"tir. GERÇEK,  bizim yol göstericimiz.  
Şunu söyleyebilirim: Mevcut haber kanallarını tümünden daha çok izleniyoruz,  ama o haber kanallarının gelirinin binde birine bile sahip değiliz, sorun da burada zaten. Yani, bu sürdürülebilir bir durum değil.  Bu kadar yaygın bir izleyiciye sahip olup, onların binde biri kadar bir gelire sahip olmak, Türkiye'deki anti-demokratik yapıyı, totaliter yapıyı ortaya koyan çok somut bir örnektir.  Tele1'i izleyenler buzdolabı kullanmıyor mu,  kozmetik kullanmıyor olabilirler mi ya da deterjan, temizlik malzemesi kullanmıyor olabilirler mi, otomobil almıyor olabilirler mi veya bankada hesapları yok mu...  İzleyicilerimizin tükettiği markalar bize reklam vermiyor.  

BU: Neden sizce?

MY: Bağımsız bir yayın organı olduğumuz için ve iktidar karşıtı yani muhalif olduğumuz için. Mevcut iktidardan korkuyorlar.      

BU: Dijitalleşme süreci üzerine konuşmalım. Dijital Dönüşüm sürecinde medyanın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?   

MY: Dijital Dönüşüm,  Sanayi Devrimi'nin kaçınılmaz olarak ulaştığı bir sonuç. Çok önemli olduğunu düşünüyorum. Haberleşme ve medya ortamı kaçınılmaz olarak etkileniyor. Biz de zaten yakından takip ediyoruz. Dijital ortamların tamamında yerimizi aldık.  Sosyal medya mecralarından yayın yapıyoruz,  iki tane internet gazetemiz var, yayınımızı da dijital teknoloji üzerinden geliştirmeye çalışıyoruz.  

BU: "Görsel haber anlatımı" hakkında düşünceniz nedir? İzleyicinin, okurun sürekli görsele odaklanması anlatıyı etkileyecek mi? Etkileyecekse, bu etkileşim ne yönde olacak?

MY: Anlatıyı değiştirecektir. Sanat anlayışını da değiştirecektir, kültür anlayışını da ama doğru değil.  Bu, kapitalizmin insanları yalnızlaştırdığı, hızlı tüketime alıştırdığı, dostluk, komşuluk  ilişkilerini ortadan kaldırdığı, kültürel ortamı yoksullaştırdığı durumun sonucudur.  

Şöyle ki, dijitalleşmenin üretimden de gelen bir karakteri var. Dijitalleşme insanın doğrudan üretimle bağını koparan bir karaktere de sahip. Artık dünyanın birçok yerinde fırın işçisi yok. Fırınlarda çalışan insanların önemli bir kısmı ekmek yapmayı bilmiyorlar.  Bilgisayara malzemenin oranını yüklüyorlar,  malzeme mekanik bir ortamda ekmeğe dünüşüyor. Tek başına ekmek yapmasını isteseniz, ekmek yapmayı bilmezler.   

Görsel anlatım da buna benzer bir yapıya sahip. Görsel anlatım, anlatım araçlarından biridir,  ama bunun yegâne ve tek anlatım aracı haline gelmesinde  sorun var.   Görsel anlatım ile bütün ayrıntıları veremezsiniz. Biz hala insanlarla konuşmaya devam ediyoruz.    Simgeler üzerinden birbirimiz ile anlaşmıyoruz.  

İnsanlık var olduğu sürece yazılı kültür, dijital yada basılı ortamda  önemini korumaya devam edecektir. Bizim duygularımız, iç dünyamız, aşklarımız, üzüntülerimiz, yaşadığımız maceralar, tehlikeler, zorluklar, hayatlarımızı feda edeceğimiz ideallerimiz var. Bunu görsellikle desteklersiniz ama sadece görsellikle anlatamazsınız.  

Az önce dediğim gibi,  bunun, bir yoksullaşma, kapitalizm insanları daraltması, bir yere sıkıştırmasının sonucu olduğunu düşünüyor ve kaçınılmaz bir aşama olduğuna kesinlikle katılmıyorum, bu doğru değil. 

Ben televizyon dünyasına ilk giren gazetecilerden biriyim. Görselliği anlatım aracı olarak çok sık kullanan biri olarak söylüyorum bunları. Çok önemlidir altını çizmek lazım ama tek anlatım aracı olamaz.  

BU: Genç meslektaşlarınıza ne mesaj vermek istersiniz?  

MY: Okumaları gerekiyor. Sırf görsel anlatımda kendilerini geliştireceklerini sanmak gibi bir yanılgıya düşmemeleri gerekiyor.  Hızlı tüketilen, yüzeysel ve kodlanmış bilgilerden ziyade, derinliğine bir bilgiye ihtiyaç vardır.  Edebiyatla ilgili olmalılar, sanatı izlemeliler. Gazeteci yarı yarıya bir sanatçı, yarı yarıya bir siyasetçidir, bir yazardır aynı zamanda.  Siyaset ve siyaset sosyolojisi ile ilgilenmeleri ve bu alanda kendilerini geliştirmeleri iyi bir gazeteci olmak için şarttır, diye düşünüyorum. Gerisi meslek içi eğitimdir. 




0 yorum:

Yorum Gönder