18 Temmuz 2020 Cumartesi

SANATÇILAR CUMHURİYET İÇİN İMZA ATTILAR

Sanatçılar Girişimi çok sayıda sanatçı ve yazarımızın imzasıyla, ülkemizde son zamanlarda yaşanmakta olan sıkıntılar konusunda bir bildiri yayınladı.

"Sevgili halkımıza" seslenişiyle başlayan ve her biri kendi alanında seçkin yazar, ressam, heykeltıraş, müzisyen, tiyatro ve sinema sanatçısının imzalarının yer aldığı bildiride, siyasal iktidarın çağdaşlık değerlerine karşı eylem ve girişimleri eleştirilirken, muhalefetteki güçler de daha cesur ve kararlı olmaya çağırılıyor. 

Bildiriye imza koymak istiyorsanız aşağıdaki adrese e-mail atabilirsiniz. reddediyoruz@gmail.com

Sanatçılar Girişimi bildirisi aşağıdaki gibidir: 

Sevgili halkımıza,
Sizlere, emeğini, yeteneğini, halkının ve ülkesinin hizmetine sunmuş sanatçılar olarak sesleniyoruz.
Mutluluğunuz bizim mutluluğumuz, mutsuzluğunuz bizim mutsuzluğumuzdur.
Mutlu olmadığınızı biliyoruz, görüyoruz, seziyoruz, izliyoruz.
Yaşadığımız koşullarda nasıl mutlu olunabilir ki!
Dünyayı sarsan korona virüs belası ülkemizde de can alıyor. Daha da alacağı anlaşılıyor.
Yeterince ağır bu belayla savaşırken çarşıda, pazarda, günlük yaşamda fiyatlar el yakıyor.
İşçimiz, köylümüz, esnafımız, memurumuz, emekçimiz, çoğu dar gelirli, kimisi büsbütün gelirsiz insanımız, geçim sıkıntısıyla, işsizlikle boğuşuyor.
Bu gününü kurtarmaya çabalarken yarınlarının ne olacağı bir karabasan gibi, kâbus gibi üzerine çöküyor.
Yarın kaygısı, gençlerimizi ümitsizlik içinde kıvrandırıyor.
Deprem kuşağındaki ülkemizde, bir depremin yaraları henüz sarılamadan, yakın gelecektekilerin habercisi öncü sarsıntılar, sanki doğa da bu kötülüklerle yarışıyorcasına, ülkemizin her yerinde birbirini izliyor.
İnsan eliyle yapılan doğa katliamları güzelim ülkemizi mahvediyor.
Gelmiş geçmiş en büyük deprem felaketinin beklenmekte olduğu İstanbul’umuzun üzerinde kanal İstanbul denilen ölümcül rant kılıcı sallanıyor.
Cumhuriyetimizin değerleri alt üst edilmiş.
Monarşi hayranlığı körükleniyor.
Osmanlı İmparatorluğunun birkaç yüz yılı kapsayan aydınlanma çabaları göz ardı edilerek en karanlık, en gerici, en baskıcı dönemleri ve kişileri baş tacı ediliyor.
Barolar ayaklar altında.
Hukuk güvenirliğini yitirmiş.
Büyük Millet Meclisi işlevinden uzaklaştırılarak etkisizleştirilmiş. Emekçinin kıdem tazminatı yağmalanmakta...

Sıradan ve kimileri cinayet, yaralama gibi yaşama hakkına yönelik cürümlerin sanıkları serbest bırakılırken, düşüncelerinden ötürü yargılanan aydınlar, gazeteciler, siyasetçiler cezaevlerine kapatılmış.
Ölümle, sakatlanmayla sonuçlanan, bu nedenle de daha çok cinayete benzeyen iş kazalarında ve yanı sıra da annemiz, eşimiz, kızımız, kardeşimiz, sevgilimiz, canımız olan kadınlara karşı işlenen alçakça cinayetlerde, bütün dünya ülkeleri arasında korkarız ki en ön sıralardayız.
Bütün bu haksızlıklar karşısında suskun kalamayan; duyarlı insan olma gereğini, sorumluluğunu yerine getiren, her zaman halkının yanında yer almış olan sanatçılar, yazarlar, gösteri ve dinletilerin yasaklanmış olması ve yayın dünyasının geçmekte olduğu dar boğaz nedeniyle, maddi olarak da her zamankinden daha çok sıkıntı içinde kalmış durumdadır.
Özel tiyatrolar perdelerini tamamen kapatma tehdidiyle karşı karşıyadır.
Pek çok müzisyen, ressam, heykeltıraş, çağdaş sanatçımız günlük yaşamlarını sürdürme konusunda çözümsüz sorunlar yaşamaktadırlar.
Ülkesine sevgiyle, onurla, özveriyle uzun yıllardır hizmet etmiş ve etmekte olan saygın sanatçı dostlarımız, büyük bir saygısızlıkla, değer bilmezlikle, güvenirliği kalmamış yargının önüne yem gibi, kurban gibi atılıyor.
Bir zamanların çağdaş, saygın Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi de, iç politikaya yönelik iktidar söylemleri bu gerçeği ne kadar örtmeye çalışsa da, uygar dünya önünde bütün saygınlığını ve güvenirliğini yitirme tehlikesi altındadır.
Paramızın değerinin dünya pazarlarında sıfırlanmış oluşu bütün bu söylediklerimizin bir özeti ve simgesi gibidir...
Orta gelirli, hatta ortanın altında geliri olan herhangi bir Batı ülkesi yurttaşı, sahip olduğu paranın bizim paramızın altı-yedi kat üstünde değeri olmasının güveniyle ülkemize bir sömürgeye gelir gibi seyahat edebilirken, bizim bir orta gelirli insanımızın ve çocuklarının bile ülke dışına seyahati artık hayal bile edilemez.
Bizler, yüreği halkıyla, ülkesiyle çarpan sanatçılar da halkımızla aynı sıkıntıları paylaşmanın hem üzüntüsünü hem onurunu taşıyoruz.
En başta söylediğimiz gibi, halkın sanatçısı halk mutluysa mutlu, mutsuzsa o da mutsuzdur.
İçimizde biriken bu acı sözleri içtenlikle ve korkusuzca dile getirmemiz, halkımızın, ülkemizin mutluluğu adınadır.
Korkmuyoruz, evet.
Korkusuzluğumuz sıradan ve temelsiz bir cesaret değil, halkımızın ve ülkemizin yüksek değerlerine inancımızın sonucu olan sevgi ve bilinç birikimiyle ilgilidir.
Korkmuyoruz. Bütün yurttaşlarımızı daha cesur daha özgüvenli, daha inançlı ve kararlı olmaya çağırıyoruz.
Türkiye büyük bir ülkedir.
Dünyanın göz bebeği ülkelerindendir.
Aydınlanma değerlerinin beşiği olan Batı ülkeleri de içinde olmak üzere, bütün dünyada aydınlanmanın yeniden doğuşuna öncülük edebilecek potansiyellere sahip bir ülkedir.
Seslenişimizde sıraladığımız sıkıntılar aşıldığında, bu gerçek bütün dünyada bir kez daha görülecektir...
Bu nedenlerle ve sonuç olarak, iktidar güçlerini başta düşünceyi açıklama özgürlüğü olmak üzere evrensel insan haklarına, ülkenin insan ve doğa kaynaklarına saygılı olmaya önemle davet ediyor, muhalefetteki güçleri de daha kararlı, daha cesur ve daha etkin olmaya çağırıyoruz.
Türkiye sahipsiz değildir.
Çünkü bu sevgili ülke, kendisinin yetiştirmiş olduğu ve her biri kendi alanında değerini bütün dünyaya kabul ettirmiş yazarlara, şairlere, müzisyenlere, ressamlara, tiyatro ve sinema sanatçılarına, sanatın her alanından seçkin, bilinçli, bütün varlıklarıyla yurduna ve halkına bağlı sanatçılara sahiptir.

15 Nisan 2020 Çarşamba

DÜNYA SANAT GÜNÜ İLK DEFA “ULUSLARARASI UNESCO GÜNÜ” OLARAK KUTLANIYOR


Sanata olan tutkuyu ve inancı dünyaya kanıtlayan Wallace Hartley ve Grubu, artık her yıl, Dünya Sanat Günü Ödülleri’ne adını vererek, “the show must go on” (gösteri devam etmeli) sloganının en çarpıcı örneği olarak bize ışık tutuyor; yolumuzu aydınlatırken, her şartta, ne olursa olsun sanatçıların bir kırılma yaşamadan insanlığa eser sunmaya devam edeceklerinin bir kanıtı olarak tarihteki yerini alıyor. 


Wallace Hartley ve Grubu’nun ödüllere adını vermesinin ilginç ve önemli bir nedeni daha var: Titanic’in battığı, Wallace Hartley ve arkadaşlarının da öldükleri tarih… 15 Nisan!



Birbirimize mesafe olarak uzak olduğumuz günleri sabırla atlatmaya çalışırken, sanatın keyfi ve enerjisi bizi bir araya getiriyor. Sanat, tarih boyunca her zor durumda ayakta kalmaya devam etti, bugün de aynı misyonla yoluna devam edecek.  Ne kadar zor günlerden geçersek geçelim, sanat her zaman bizimle olacak.



Dünya Sanat Günü ‘Wallace Hartley’ Onur Ödülleri, 15 Nisan Çarşamba günü, saat 20.00’den itibaren Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Başkanı Bedri Baykam’ın resmi Instagram hesabı @bedribaykam’dan canlı yayınla sizlerle buluşuyor.

www.instagram.com/bedribaykam

19 Mart 2020 Perşembe

SANAT FUHUŞ MU?

SANAT, FUHUŞ MU?

Geçtiğimiz haftalarda Zanka TVde yayınlanan programıma Ayşe Tükrükçü konuk oldu. 

Ayşe Tükrükçü genelevden çıkmayı, çok ama çok ağır bedeller ödeyerek, başarmış AYDIN bir kadın. 

Neden AYDIN olarak kendisini tanımladığımı merak edenler, programı izleyebilirler. 

Buradaki konumuzun dışında olduğu için değinmiyorum. 

Başlayalım

GENEL KADINLAR VE GENELEVLERİN TABİ OLACAKLARI HÜKÜMLER VE FUHUŞ YÜZÜNDEN BULAŞAN ZÜHREVİ HASTALIKLARLA MÜCADELE TÜZÜĞÜ
Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi : 30.3.1961,No: 5/984 
Dayandığı Kanunun Tarihi            : 24.4.1930,No: 1593
Yayımlandığı R. Gazetenin Tarihi : 19.4,1961,No: 10786
Yayımlandığı Düsturun Tertibi      :4, Cildi: 1, S. 2444

Nedir bu tüzük? 
Genel kadınların tanımından, genel ev nasıl açılır’a kadar, 
fuhuş yeri olarak geçen yerlerde uyulması gerekenlerden, 
genelev sahiplerinden alınacak ücretlere kadar herşeyi düzenleyen, 
kısacası kadın satmanın yasal zemini.
Sizlerle tüzük maddelerini paylaşacağım. 
Ama öncesinde soralım:
Kadının satılması SANAT mıdır?
Kadınların satılmaya direndiklerinde işkence görmeleri SANAT mıdır?
Hayatta yok sayılmaları SANAT mıdır?
Yaşlarının büyültülüp, genelevlerde satılmaları yada otellerde mutlu sonlarda kullanılmaları SANAT mıdır?
Bu hangi SANAT akımıdır? 
Bu hangi zihniyettir?
Şimdi maddelere geçelim ve üzerinden konuşalım. 
Sağlık kısmı:
Madde 7 – Komisyonun sağlık kısmı; genel kadınlarla, fuhuşu
SANAT ve geçim vasıtası yapan 23 üncü maddedeki kadınların sağlık muayenesi… 
İcra kısmı: 
Madde 8 – Komisyonun icra kısmı; genel kadınlarla, fuhuşu SANAT ve geçim vasıtası yapan 23 üncü maddedeki kadınların…
Kadınlar fuhuşu sanat ve geçim vasıtası yapıyorlar ne demek? 
“Yeni bir sanat akımı buldum, ne olur beni satın da sanatımı izleyiciler ile paylaşayım”  diye otellerin yada genelevlerin kapısına mı gidiyorlar?

Müracaat usulü ve inceleme: 
Madde 49 – Genel ev olmayan yerlerde böyle bir ev açmak için müracaat edildiği takdirde, o yerde fuhuşla melüf kadınlar olup olmadığı incelenir. Bu gibi kadınların bulunması halinde, bu Tüzükte yazılı kayıt ve şartlara uyulmak ve açılacak genel evde SANATlarını yapacak olanlar o yerin fuhuşla melüf olan kadınlardan ibaret bulunmak ve kendilerinin böyle bir evde sanatlarını yapmaları için rızaları alınmış olmak şartiyle, müracaat sahibinin isteği bu Tüzük hükümlerine göre muamele yapılmak suretiyle yerine getirilir. 

Satılan kadınlara sanat icra ediyor, diyen bu tüzük; genelev ve otel sahiplerine GALERİ SAHİBİ, kadınları genelev ve otellere satanlara MÜZAHAYEDEci dememiş. Bir bu eksik kalmış…
Bu hangi zihniyettir, nasıl bir zihniyettir. Devam etmesine daha ne kadar göz yumacağız? 
Gelin tariflere bakalım:
Tarifler 
Genel kadınlar : 
Madde 15 – (Değişik : 31.1.1973 - 7/5786 K.) 
Başkalarının cinsi zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi SANAT edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadınlara (Genel kadın) denilir. 
Tesbit: 
Madde 20 – Mükerreren ve bir çok erkeklerle münasebette bulunması dolayısiyle bir kadının fuhşu SANAT edindiğinden şüphe edilir ve hakkında gizli ve etraflıca yapılan inceleme… 
Tescil şartları: 
Madde 21 – Komisyonca bir kadının genel kadın olarak tesciline karar verilebilmesi için, aşağıdaki şartların bulunması lazımdır: 
a) Fuhşu kendisine SANAT edinmek veya 20 nci madde gereğince hakkında komisyonca karar verilmiş olmak, b) 21 yaşını bitirmiş olmak,
Tedavi: 
Madde 32 – (Değişik : 31.1.1973 - 7/5786 K.) 
Yapılan muayene sonucunda Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 129 uncu maddesinde yazılı hastalıklardan birine tutulmuş olduğu anlaşılan genel kadınlar, Kanunun bu maddesine göre SANATLARINI yapmaktan men edilerek haklarında aşağıda yazılı işlem uygulanır: 
 “Sanatlarını yapmaktan men edilmek” Men edilsinler, bir daha hiç geri dönmemek üzere. 
Sizleri maddelere boğmamak adına içinde sanat geçen diğer maddelerin sadece numaralarını vereceğim:
Madde 33-34-35-45-51-52-61-67-76-91-96-103-115
Neden bu konuyu sizlerin dikkatine sunmak ve neden sizlerle paylaşma ihtiyacı hissediyorum:
Sanat aydınlatır, dönüştürür diyoruz ya.
Sanatçı aydındır, toplumun her zaman önünde gider, topluma önderlik eder, diyoruz ya…
Bu nedenle sanat camiasından beklentim:
#KadınBedeniSatılıkDeğildir 
#GenelevlerKapatılsın 
#MutluSonlaraSon

demesidir…

15 Mart 2020 Pazar

SALT GALATA: "ORADA HER KİMSE"

SALT Galata’nın üç katına yayılan film, video ve enstalasyonlardan oluşan sergi, İngilizce adını “antik Filistinli ve cahil/kültürsüz kimse” gibi anlamlara gelen Philistine sözcüğünden alıyor.

Alsharif’in yazdığı, aynı adlı kısa romana dayanan A Philistine [Bir Filist] (2019) enstalasyonu, zamanda geriye giden hikâyeyi okumaya imkân veriyor. Birtakım gezi notları ve erotik yazımlardan esinlenen kitap, günümüz Lübnan’ından yola çıkarak 1935 Filistin’ine; oradan da, Antik Mısır’ın MÖ 16. ve 11. yüzyıllar arasındaki Yeni Krallık dönemine uzanıyor. Eserin anlatıcısı Loza’yı, 1940’ların sonunda kullanıma kapanan Hayfa-Beyrut-Trablus hattı ve Filistin Demiryolları’yla kesişen tarihî hatlarda kurgusal bir tren seyahatine çıkarıyor.


saltonline.org/tr/1500

MİSAFİRLER: SANATÇILAR VE ZANAATKÂRLAR

İstanbul Modern’in küratöryel ekibinden Öykü Özsoy ve Ümit Mesci’nin küratörlüğünü üstlendiği sergide yapıtları yer alan sanatçılar, kendi üretim süreçlerinde zanaat ve gelenek konularına odaklanıyor ya da farklı malzeme ve tekniklerle çalışmalarını yürütüyor. Uluslararası bienallere, sergilere katılmış, dünyanın önde gelen müze ve sanat kurumlarının koleksiyonlarında yapıtları yer alan sanatçılar şöyle sıralanıyor: Faig Ahmed (Bakü), Rana Begum (Londra), Benji Boyadgian (Kudüs), Rodrigo Hernández (Meksiko), Servet Koçyiğit (Amsterdam), Outi Pieski (Utsjoki ve Numminen), Randi & Katrine (Kopenhag), Wael Shawky (İskenderiye ve Philadelphia) ve Jorinde Voigt (Berlin).
Sergi, üretilen yeni yapıtların yanı sıra, sanatçıların İstanbul’daki araştırma ve üretim süreçlerini, kentte etkileşime geçtikleri, ilham aldıkları kaynakları, birlikte çalıştıkları zanaatkârlar hakkında bilgileri de ziyaretçilerle paylaşıyor.

Misafirler: Sanatçılar ve Zanaatkârlar”, geleneksel üretim tekniklerini güncel bir bakış açısıyla yorumlayan sanatçıların yapıtlarının yanı sıra İstanbul’daki Harbiye Askeri Müze ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü Koleksiyonu’ndan ödünç alınan, İstanbul’un kültürel zenginliğine ışık tutan tarihi objelere de yer veriyor.

KEŞFE VE DENEYİME DAYALI, SOKAKLARA YAYILAN BİR SERGİ

Sergi sonunda düzenlenecek VIP müzayedeyle heykellerin satışından elde edilecek gelir Dara Antik Kenti'nin arkeolojik kazılarına fon sağlayacak. Sergi süresince düzenlenecek turlar, konserler, dinletiler, atölyeler, paneller, fotoğraf rotaları ile Şahmeran Mardin bir festival havasında gerçekleşecek.

Markalar için anlamlı bir fark yaratma
Toplumla iç içe olan sergi, markalara büyük çaplı tanıtım olanağı sunuyor. Markaların 2020 iş hedeflerine yönelik esnek bir model sunmakla birlikte sanatla markaya değer katma, farkındalık yaratma ve olumlu yeşil profiller kazanma imkanı tanıyor.

"Kamusal sanat kamusal iyiliktir"
Proje Direktörü Zeynep Helvacı kamusal sanat konusunda deneyimli bir isim. 2007 yılında, 12 hafta boyunca İstanbul sokaklarını birbirinden farklı inek heykelleriyle renklendirerek dünyanın en büyük kentsel sanat ve sosyal sorumluluk etkinliği CowParade'in İstanbul sergisini düzenleyen Helvacı, Şahmeran Mardin ile ilklerle dolu, sıra dışı bir kamusal sanat örneğini hayata geçireceklerini söylüyor.

14 Mart 2020 Cumartesi

BİLSART 2 YAŞINDA

Video sanatına alan açan BİLSART, geçtiğimiz ay ikinci yaşını kutladı. 
BİLSART’ın iki yılı ve gelecek planları üzerine konuştuk. 
Keyifli okumalar…



BUART:  BİLSART’ı kurma fikri nasıl ortaya çıktı ve BİLSART neden Video Sanatı’na odaklanıyor?

BİLSART: Bilsart’ın konumlandığı Bilsar Binası, daha öncede pek çok sanat etkinliklerine ev sahipliği yaptı. 9. Uluslararası İstanbul Bienali ana mekân sergisi, Jale ödülüne layık görülen Dot Tiyatrosunun 'Vur/Yağmala/Yeniden' projesi, New York'tan Slag Gallery ile ortak hazırlanan 11. İstanbul Bienali paralel etkinliği 'Neyse O' bunlardan bir kaçı.. 

Ayrıca Bil’s markası olarak 2001 yılında düzenlediğimiz ve seçici kurulunda Fatih Özgüven, Nur Akalın gibi isimlerin yer aldığı “Bil’s Kısa Film Yarışması” zamanının öncüsü olması açısından önemliydi. 

Zaman içinde, video sanatını daha fazla takip ettikçe uluslararası sanat fuarlarında, sanat etkinliklerinde ve sergilerde video işlerine olan eğilimi ve gelişen boyutlarını gördük. Bu eğilimin yanı sıra Türkiye’de çok başarılı video işleri olmasına rağmen, bu alandaki sergileme sıkıntısı, işlerin yeteri kadar görülememesi gibi boşlukları farketmemizle, şirket binamızın çok sık kullanmadığımız garajının karanlık endüstriyel yapısını bozmadan kâr amacı gütmeyen bir sanat mekânına dönüştürme fikrinin temelleri atıldı. Ocak 2018’den itibaren de sergi ve konuşma etkinliklerimize başladık. 

Bilsart’ın başlıca misyonu; tamamen video sanatına odaklanarak, genç ve deneyimli sanatçılara video işlerini sergilemek için yeni bir alan sağlaması destek olması ve sanatseverleri çeşitli konuşma etkinlikleriyle bir araya getirmesi ve tabii ki sürdürülebilir bir sanat mekânı olması. 


BUART:  Bu alana odaklanırken korkularınız oldu mu?

BİLSART: Bilsart’ta solo sergilerle ayda iki sanatçının tek bir işi gösteriliyor. Ortalama 15 günde bir değişen dinamik bir sergi programımız var. Bu program dâhilinde, açılış günlerimizi serginin sanatçısı ve ona eşlik eden bir diğer konuşmacı ile sohbet ortamında gerçekleştiriyoruz. Bazı aylar ise küratör, sanat galerileri ve çeşitli sanat etkinlikleriyle iş birliği içinde çalışıyoruz. İlk başlarda, bu dinamik tempo içinde sergi programlarını oluştururken zorlanacak mıyız, program boş kalır mı gibi korkularımız olmuştu fakat başladıktan sonra video alanına odaklanan bir sanat mekânının gerçekten bir ihtiyaç olduğunu gördük. Bizim sanatçı listemiz ve ekipçe oluşturduğumuz sergi programlarımız dışında, bizimle tanışan, işlerini ulaştıran ve Bilsart’a katkı sağlayacak önerilerde bulunan çok fazla kişi oldu, hala daha oluyor. Sergi takvimi bu şekilde organik de gelişebiliyor. Bilsart’ın kısa sürede bu kadar benimsenmesi ve özellikle genç sanatçıların çekinmeden bizimle iletişime geçmesi bizi çok mutlu ediyor. 

BUART: Bu alanda üretim yapan sanatçı sayısı artıyor mu? Artıyorsa neden?  

BİLSART: Artıyor elbette; dünyada pek çok önemli sanat etkinliklerinde izlediğimiz üzere, video işlerinin sergilenmesi inanılmaz boyutlar atlamış durumda.. Biz de Bilsart’ta tek bir video işine odaklanıyoruz fakat mekânın kapasitesini kullandığımız, mekânı dönüştürdüğümüz işlerde oluyor. Zaman zaman video işine eşlik eden başka pratiklerde eserlere de yer veriyoruz. Türkiye’de de daha önce video çalışmayan sanatçıların ilk video üretimlerini gördüğümüz oluyor, sanatçının yeni bir alanda daha üretimi üzerine çalışmasının değerli olduğunu düşünüyoruz. 

BUART: İzleyicilerin, bu alana ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

 BİLSART: Video sanatı izleyicisi eskiye göre daha ilgili. Bilsart’a ziyaretçiler geldiğinde içerde tek bir video işi görüyorlar ve dolayısıyla bu durum ilgilerini çekiyor. İşi sonuna kadar ve etkili bir biçimde izleyebiliyorlar. Kısa sürede Bilsart’ın kemik bir izleyici kitlesinin oluştuğunu düşünüyoruz. Bunun en önemli sebeplerinden biri de elbette başından beri sosyal medya ve basın gibi başlıca kanalları aktif ve etkili kullanmamız oldu. Açılış günü konuşmaları ve diğer konuşma etkinliklerimizde her zaman sergilere ve video sanatı odaklı oluyor. Konuşmalar iki haftada bir var, buna rağmen katılımın olması bizi çok mutlu ediyor. Konuşmaları kaçıranlar ya da en baştan izlemek isteyenler için Bilsart İstanbul youtube kanalımızda da arşivliyoruz.


BUART: Geçen 2 yıl içinde, BİLSART bizim gözümüzden önemli yol katetti ve önemli bir boşluğu doldurdu. Sizin açınızdan 2 yıl nasıl geçti?

BİLSART: Türkiye’de video sanatının sergilenmesi anlamında önemli bir boşluğu doldurduğumuzu düşünüyoruz, geçtiğimiz 2 yıl içinde izleyicilerin gösterdiği ilgi ve sanatçı paylaşımlarının yoğunluğuda öyle olduğunu bize gösterdi. Bu alanda daha verimli olabilmek adına geliştirmek istediğimiz yeni fikirlerimiz var, bunlarla ilgili çalışıyoruz.


BUART: Kaç sergiye ev sahipliği yaptınız?

BİLSART: Bilsart, şimdiye kadar 52 sanatçının video işine, 50 sanat konuşmasına, 12 küratör ve sanat organizasyonu iş birliğine ev sahipliği yaptı. 

BUART: BİLSART sadece sergiye ev sahipliği yapmıyor, Sergilerin yanında sanatçı konuşmaları, koleksiyoner seçkileri, paralel sergilerde yapılıyor. Neden bu yolu seçtiniz?

BİLSART: Konuşma etkinliklerimizi çok önemsiyoruz. Bilsart’ta sergiler tek bir sanatçıya odaklanarak, tek bir işi üzerinden düzenleniyor. Açılış günü gerçekleştirdiğimiz konuşmalar sayesinde, sanatçıların sanat pratiğine, geçmiş işlerine, sergide gösterilen işin tüm sürecine ve işin değindiği konulara dair bir sohbet imkanı oluyor. Biz de bunu çok değerli buluyoruz; sanatçıya ve işe dair çok şey öğreniyoruz ve gelen dinleyiciler bizzat sanatçıya merak ettiklerini soruyorlar ve karşılıklı keyifli bir sohbet gelişiyor. Konuşma etkinliklerimizin daha çok kişiye ulaşması için youtube kanalımızda yayınlıyoruz. 

Aklımızda olan bir diğer etkinlik de, sergilerden bağımsız olarak video sanatı üzerine farklı konu başlıklarıyla konuşmalar gerçekleştirmekti. Geçtiğimiz Eylül ayı Nazlı Pektaş moderatörlüğünde Eylül 2019 - Mayıs 2020 aylarını kapsayacak “Video Sanatını Konuşuyoruz” ana başlıklı bir konuşma programı hazırladık. Dizi, video sanatının anlatım yöntemlerini, güncel sanattaki yerini, video üretimi gerçekleştirenleri ve onu biriktirenleri konuşacak olan sanatçı, yazar ve koleksiyonerleri her ay izleyiciyle buluşturuyor. Şimdiye kadar, Ferhat Özgür, Murat Alat, Cengiz Tekin, Yasemin Özcan, Ali Kazma konuk oldular. 17 Şubat Perşembe günü “VİDEOİST’İN BİRİKİMİ: Bir disiplin olarak video biriktirmek, birlikte deneyimlemek” başlığıyla Hülya Özdemir ve Ferhat Satıcı Nazlı Pektaş’ın konukları olacaklar. Ardından, 11 Mart Çarşamba günü “Video Biriktirenler” başlığıyla Füsun Eczacıbaşı, Agah Uğur ve Selman Bilal konuşacaklar. 


BUART: Sergileriniz yada etkinlikleriniz arasında sizi “en çok etkileyen” var mı? Keşke bir daha gerçekleştirsek dediğiniz var mı?

BİLSART: Bilsart’ta gerçekleştirdiğimiz her sergi ve konuşma bizim için değerli. Burada başlıca amacımız video işlerine mekân sağlamak, sanatçılara destek olmak. En çok bizi etkileyen demeyelim fakat, Bilsart’ın genel temposu dışında eş zamanlı ya da iş birliği içinde gerçekleştirdiğimiz projeler çok keyifli oluyor. Örneğin 4. Mardin Bienali ile İstanbul’da eş zamanlı olarak John Gerrard ve Senem Gökçe Oğultekin’in işerini göstermiştik. Büyük Çayır 2018 sergi mekânlarının bir parçası olarak, Heinz Peter Schwerfel’in filmlerini yine burada göstermiştik. Kolektif Çukurcuma ile Funa Ye ve İstanbul Queer Art’ın işlerine ev sahipliği yapmıştık. Bunun gibi kolektif süreçler birbirini destekleyen değerli programlar oluyor.

BUART: Sırada neler var?

BİLSART:  “Video Sanatını Konuşuyoruz” konuşma dizimizin bir sonraki konuşması ise, Nazlı Pektaş moderatörlüğünde 11 Mart Çarşamba günü “Video Biriktirenler” başlığıyla Füsun Eczacıbaşı, Agah Uğur ve Selman Bilal’ın katılımıyla gerçekleşecek.