16 Ekim 2018 Salı

DENİZ SAĞDIÇ İLE "READY REMADE"



Deniz Sağdıç

Burcu Uğur (BU): Denim ile eserler üretiyorsunuz, hem ulusal hem de uluslararası alanda çok ilgi gördü. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Neden denimi seçtiniz?

Deniz Sağdıç (DS): Odağında Denim bulunan son dönem çalışmalarım, 2015 yılında başladığım “Ready-ReMade” projemin devamı olarak başladı. Ready-ReMade projemde; kullanımlarını tamamlayarak atıl hale gelmiş kimi objeye, klasik plastik yöntemlerle müdahale ederek onları sanatın dünyasında yeniden var etmeyi amaçladım. Bu şekilde sanatta ‘kavram’ meselesine farklı bakış açıları getirebilmeyi denedim. Yine yapmayı planladığım bir çalışmam için topladığım atıl durumdaki denim pantolonlarla çalışırken denim kumaşın, bir malzeme olarak sunduğu imkanları deneyimleme fırsatım oldu. Denim, malzeme olarak heyecan vericiydi, ahşap gibi, kazıdıkça farklı katman ve derinliklerini keşfederken metaldeki gibi sağlam eğim ve bükümler kazanabiliyorsunuz. Malzeme olarak verdiği sunduğu imkanları bir bir deneyimlerken, denimin kavramsal derinliklerini de keşfetmeye başladım. Bir düşünsenize; dünyada hangi ekonomik ve sosyal sınıfta olursa olsun, hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın herkesin rahatlıkla tanıdığı bir ürün. Rahatlıkla tanınmasından bahsederken denimin, ülkemizde yaygın kullanılan adıyla “kot” olduğunu hatırlatmakta fayda var belki de. İnsan elinden çıkma her ürün zamanla belli bir kültür ya da sosyal zümreyle anılır hale gelmişken denim herkese ve her yere aittir. Bildiğimiz medeniyet tarihini kapsayacak çerçevede düşündüğünüzde denim kadar eşitlikçi bir olguyla karşılaşamayacağımızı düşünüyorum. Maalesef ten renginin bile başlı başına bir ayrımcılık konusu olabildiği medeniyetimizde denim, bu sınırları yıkabilen nadide bir olgusallık taşımakta. Zaten bu nedenle denimle yaptığım çalışmaları “Denim;Tenim” başlığı altında gerçekleştiriyorum. Denim benim yalnızca bir malzeme değil, sanatım içim son derece heyecan verici düşünsel bir alan.




"denim aracılığıyla başka insanlarla esasında 
farklı olmadıklarını deneyimliyorlar"

BU: Bu proje neden bu kadar ilgi gördü?

DS: Belirttiğim gibi denim benim için sadece bir malzeme değil. Çalışmalarımda denimi, insanlığın öteden beri üzerinde düşündüğü, tartıştığı ve de çatıştığı meseleler üzerinde yeniden düşünmeye teşvik edecek biçimde yeniden düzenlemeye çalışıyorum. Bu meseleler nedir diye düşünürsek tabi ki odağı tamamen insan. Zengin-fakir, genç-yaşlı, şık veya dinamik olalım üzerimizde denimi taşıyor oluşumuz da bunun en temel işareti zaten. Aslında çalışmalarımda insan olduğumuzu yeniden hatırlatmaya çalışıyorum. Bunu yaparken denimin malzeme olarak sunduğu imkanları sonuna kadar zorlamaktan açıkçası büyük keyif alıyorum. Her geçen gün denimin yeni, bambaşka bir yönünü keşfetmek tıpkı bir arkeolojik kazı çalışması yapmak gibi heyecan verici. Herkesin çok yakından tanıdığı, günlük hayatlarının temel bir parçası haline gelmiş denimi çok farklı düzenlemelerde, bir kumaştan beklenmeyecek  güçlü sınırlarda, incelikli çalışmalarda görmek insanlara heyecan veriyor, ilgilerini çekiyor. Böylece denim aracılığıyla başka insanlarla esasında farklı olmadıklarını deneyimliyorlar, benim de amacım bu zaten.



Bağ,150x150x20

"40 bin civarında kablo bağı kullandım"

BU: Kelepçelerden oluşan kadın portresi yapmıştınız? Bu eserinizde neden kelepçe kullandınız?

DS: O çalışma da tıpkı denimde olduğu gibi çeşitli kullanım objelerini asıl işlevlerinden farklı bir doğada yeniden var etmeyi amaçladığım “Ready-ReMade” projemin bir parçasıydı. “Bağ” kavramına farklı anlamlarda gönderimlerimde bulunan çalışmamda 40 bin civarında kablo bağı kullandım. Tıpkı halının her bir  ilmeği gibi yerleştirdiğim kablo bağlarının bir insan portresine dönüşmesi yaklaşık 7 ayımı aldı.  ‘Bağ’ kavramının, tüm olumlu ve olumsuz yanlarıyla insanın zaman ile kurduğu ilişkiyi en dolaysız tanımladığına inanıyorum. Olumlu ve olumsuz yanlarıyla kurduğumuz her bağ anlık gelişen bir olgu değildir. Duygu ve düşüncelerle kurulan bağlar bir şekilde fiziksel bağları da kaçınılmaz kılar. Bu çalışmayı gerçekleştirirken günde 12 saat ve 7 ay geçirmiş olmam da bu bakımdan kayda değer bir deneyime işaret ediyor. Aynı şekilde zorunlu mülteciliğin insan için sadece fiziksel bağlarından koparılma olmadığını da durup, düşünmemiz gerekiyor.
  
BU: Resmin ana malzemelerinin dışında materyalleri kullanıyorsunuz. Özel bir nedeni var mı?

DS: Sanat anlayışımı tek kelimeyle özetlemem istense bu “insan” olurdu. İnsana özgü yaratıcı eylem dediğimizde sanatı tanımlamış oluruz, ama bu eylemin bir amaçsızlık, bir boş zaman etkinliği sınırlarında değerlendirdiğimizde insanı var eden temel meseleyi ıskalamış oluruz. Bu ıskalamayı sanatın kendi dili içinde de şahit olduğunuzda mesele çok daha  vahim bir hal kazanıyor. Sanat için kimi kategoriler oluşturulması tekniğe yönelik olarak doğaldır. Örneğin kavramsal sanat başlığı tekniğe ve malzemeye yönelik olarak isabetli bir tanımdır. Ama böyle kategorik ifadeleri sanatı tanımlamak üzere kullandığınızda  temeli daha baştan yanlış inşa etmeye başlarsınız. Ready-ReMade projemde dönemi ve tekniği ne olursa olsun , bir sanat eserinin olmazsa olmazının “kavram” olduğunu ifade etmeyi amaçladım. Kavramı görünürleştirmeye yönelik eyleminizde malzeme sadece bir aracıdır, boya, tuval ya da sıradan bir obje. Bu nedenle farklı malzemelerin bu amaca yönelik olarak kullanmayı seviyorum. Başka malzemeler ne gibi imkanlar sunacak, sınırları hem düşünsel hem de fiziksel olarak hangi sınırlara değin zorlanabilecek, deneyimlemekten heyecan duyuyorum.


Deniz Sağdıç


"kolektif çalışmalarda bulunmak gurur veriyor"

BU: İzleyiciden nasıl geri bildirimler alıyorsunuz?

DS: Sanatımda alışılmışın dışında malzemeler kullanmamın başka bir deneyimsel yanı da izleyiciyle olan ilişkisi. Denim başta olmak üzere günlük hayatta kullanılan, iyi bilinen kimi malzemeleri bir sanat eserine dönüşmüş olarak görmek insanların ilgi ve beğenisini kazanıyor. Bu, benim tam da amaçladığım etki aslında. Sanatsever olarak ayrıştırmadan herkesin sanata bir şekilde temas edebilmesinin arzusunu taşıyorum. Sosyal medya insanlara ulaşmak ve tepkilerini ölçmeye imkan veren bir mecra. Sosyal medyada paylaştığım çalışmalara verilen tepkiler çok heyecan verici. Sanatsever diye kategorize edilen olağan izleyiciler dışındaki insanların tepki ve mesajları benim için çok daha belirleyici ve mutluluk verici. Farklı malzemeler kullanmam dünya çapında önemli yerlere gelmiş ülkemizin başarılı firmalarının özellikle yurtdışındaki marka bilinirlik çalışmalarında işbirliği taleplerinin de önünü açıyor.  Bu konuda onlara katkıda bulunabilmek, kolektif çalışmalarda bulunmak gurur veriyor.

"İnsanların sanata temas edememesindeki sorumluluk 
sanat profesyonellerinin omuzlarında."

BU: Sanattan özellikle görsel sanatlardan, anlamadığı için uzak duran bir kesim var. Bu tarz eserler, bu uzak duruşu kırıp, meraka dönüştürüyor mu?

DS: İnsanların sanata temas edememesindeki sorumluluk sanatçılar, sanat kurumları ve tüm sanat profesyonellerinin omuzlarında. Sanatı, sınırları önceden belirlenmiş düşünsel ve fiziksel alanlar içinde var etmeye devam ettikçe bu konularda şikayet etmeye devam edeceğiz. Önceden de ifade ettiğim gibi farklı malzemeler kullanmamın izleyenle ilişki kurmayı kolaylaştıran özellikleri var, riskleri de olduğu gibi. Ama kullanılan malzemeden öte bu yaratımların insanlarla buluşma yöntemleri çok daha önemli. Az önce dile getirdiğim gibi sanatın dışındaki kurumlarla işbirliği yapmanın önemi burada devreye giriyor. Sanat, sadece galeri veya müzelerin beyaz küpleri aracılığıyla insanlara ulaşmayı beklememeli.

BU: Sanatın ulaşılırlığı, sanata erişim sanat gündeminin önemli konusu. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir? Uygulanacak yöntemler, kurulacak iletişim biçimleri sizce nasıl kurgulanmalı?


DS: Neredeyse tüm sanat etkinlikleri kendi izleyicilerini barındırıyor.  Bundan çok daha vahimi izleyici için bile değil de, kimi otör kişi veya kurumların dikkatini çekme örtülü amacı taşıyan sanat projeleri gerçekleştiriliyor. Bu tür projelerin kamu tanıtımlarına bile ihtiyaç duyulmadan, sadece yurtdışı bağlantılı ilişkiler kuruluyor. Yeri geldiğinde, yurtdışında ses getirmesine rağmen ülkemizde ilgi görmemiş oluşu üzerinden mağduriyet algısı yaratılmakta kullanılıyor. İnsan ile eşanlamlı olarak gördüğüm sanatın kendine özgü mecralara muhtaç olduğunu düşünmüyorum. Sanat eserini, bir sergi alanına, önceden kendisini alımlayıcı olarak hazırlamış olarak gelip izleyen kimsenin amaçlanan deneyimi yaşamasının çok mümkün olmadığına inanıyorum. Sanatın dışındaki kişi ve kurumlarla yapılacak işbirliğini bu nedenle fazlasıyla önemsiyor, heyecan duyuyorum. Başka amaçla orada bulunan insanları sanatla buluşturan etkinliklerin bir sanatçının çalışmalarıyla amaçladığı iletişimi kurmakta çok daha etkili olduğunu düşünüyorum. Kamusal alan sanatı dediğimizde sadece park ve meydanlardaki heykellerle sınırlı değil de, bahsettiğim biçimde sanatın alışılmış alanlar dışında var olabilmesinin yollarını kurgulamak gerektiğine inanıyorum. Son yıllarda bir kriz durumunda olduğu dile getirilen sanatın, böyle bir kriz söz konusuysa nedenlerini bu minvalde düşünmek gerektiğine inanıyorum.

@denizsagdicart #art #denimart #project #artist 

0 yorum:

Yorum Gönder