16 Şubat 2019 Cumartesi

BEDRİ BAYKAM İLE...

Bedri Baykam… 
Sadece kendi alanında sayısız başarılara imza atan, ülkesini başarı ile temsil eden bir RESSAM değil… 
Ülkesinin yarınları için mücadele eden, vazgeçmeyen ve üreten bir SANATÇI.

Kendisi ile sanat dünyasını, siyaseti, hayatı konuştuk.   





Burcu Uğur (BU): Epiveron nedir? 

Bedri Baykam (BB): Epiveron,  sanat eserinin kaydının tutulmasıdır.  Sanat eserinin bir nevi kimlik kağıdıdır ve pasaportudur diyebiliriz.

Burcu Uğur (BU): Epiveron, sanat piyasasına nasıl katkı sağlayacak?

Bedri Baykam (BB): Çalıntı ve sahteciliği önlemek, Epiveronun ana konularından. Mesela benim, bir yapıtım için Epiveron yani, “eser piyasaya veriliş belge”m varsa, o yapıt üstünde imzam ve bana ait olduğunu gösteren fotoğraflı belge varsa, bu yapıt çalıntı mı,  sahte mi gibi bir sorun olmaz.  
Diğer önemli bir konu da şu. Sanatçılar olarak bizim büyük bir kanayan yaramız var: Müzayedeler.
Müzayedelerin sürümden kazanmak gibi bir politikaları var. Bir resmin değeri,  rayici  on ise,  müzayede ikiden, iki buçuktan satışa koyuyor.  Ressamın prestiji ve rayici yerle bir olmuş oluyor, resmi elinde tutan koleksiyoner  kaybediyor, insanlar fiyat beşe bölündüğü için gidip galeriden resim almaz oluyor. 

Burcu Uğur (BU): Bu konuda girişimleriniz oldu mu?

Bedri Baykam (BB): Tabii ki… Müzayedelerin bu konudaki tavrının neden kabul edilemez, affedilemez olduğunun kavgasını 15 yıldır veriyoruz, fakat müzayede evleri bu konuda çok nobran ve  maalesef kavgacılar. Müzayedeler hukuk boşluklarını iyi kullandıkları için, bu ortamda iç denetim olmadığı için, sanattan para kazanıyor ve yaşamlarını devam ettiriyor olmalarına rağmen sanatçıya düşman gibi davranarak ilerliyorlar. 

Burcu Uğur (BU): Bu durum size bir sanatçı olarak ne hissettiriyor?

Bedri Baykam (BB): Mesela, bir vakfa resim hediye ediyorsunuz, “iyilik olsun” diye. Diyelim ki, resmin değeri 10 TL. vakıf satılsın diye  7-8 TL fiyat koyuyor. Sonra  hayırsever denilen bir işadamı geliyor,  diyor ki “hepsini bana toplam 35 TLye verin.”  Orada,  onun kafasında, resmin değeri  3TLye iniyor.  Adam resimden anlamadığı için, bunları bari müzayedeye vereyim, geri alayım paramı diyor veya karısından boşanıyor, karısına veriyor resmi. Resim elden ele geziyor.   Sizin çocuklara yardım etmek için, kanserle mücadele etmek için verdiğiniz resim size, bir ölüm fermanı olarak geri dönüyor. Siz kendi kendinizi iyilik yapayım derken kalbinizi bıçaklamış oluyorsunuz.  Bütün bu ressamlar bu durumda buluyor kendilerini. 
 40-50 yıldır verdiğiniz mücadelenin çöpe atıldığını ve bütün oluşturduğunuz kariyerin,  değerlerin, uluslararası itibar vs. herşeyin sıfırlandığını görüyorsunuz. İşte Epiveron bu noktada önem taşıyor. 
 Resim piyasaya çıkacağı zaman, biri satın alsa bile müzayedelerde, “eser piyasaya veriliş onayı için fiyatı şundan az olamaz” diye belgeli ve imzalı verilir hale geliyor mesela. 

Ayrıca, Epiveron  ile eserin dijital veya fiziksel hangi kaydını tutacağımızı , yöntem uygulamasını karara bağlamak üzereyiz.   
    
Göreceli Zamanlar Sergisi'nden

Burcu Uğur (BU): CKMde son 10 yılda yaptığınız eserlerden oluşan GÖRECELİ ZAMANLAR serginiz başladı. Son 10 yıldan   Bedri Baykam'ın eserleri nasıl etkilendi?

Bedri Baykam (BB): 1984'ten beri ürettiğim yapıtların belki neredeyse yarısı ya da yüzde kırkı siyasi.  Mesela Evren ve Özal iktidardayken,  sansür ve işkenceyi protesto sergisi açmıştım, AKMde.  Her gün FETÖcüler, Atatürkçüleri sabah altılarda, evlerini basıp götürürken, yine yarısı CKM’de yarısı Piramid Sanat’ta olmak üzere Ergenekon sergisi açmıştım.  Şimdi dolayısıyla ürettiğim sanat  eserleri bir yandan benim kendi tarihimle veya sanat tarihi ile ilgili kavramlarla olan ilişkimden kaynak alıyor,  bir kısmı da somut olarak siyasi tarihten kaynak alıyor. İşte 68 kuşağı, 12 Eylül, Atatürk dönemi, Ergenekon saldırıları vesaire şeklinde…  Dolayısıyla belli bir ölçüde şimdi bu sergide de bu tarz eserler görülebilecek. 


Burcu Uğur (BU): Siz dünyaca ünlü bir ressam, Dünya Sanat Birlikleri Başkanı, batı felsefesini de içselleştirmiş bir sanatçı olarak toplumdan uzak değilsiniz. Hatta toplumun birbirinden farklı kesimleri tarafından kabulleniliyor, seviliyorsunuz; farklı kesimler ile iletişim ve duygu birliği kurabiliyorsunuz.  Bu bağları nasıl kurdunuz?

Bedri Baykam (BB): Bir kere içinde yetiştiğim ortam etkili oldu, diyebilirim.  Babam, ortanın solunun ilk sözcüsü Doktor Suphi Baykam. Dolayısı ile sürekli siyaset konuşulan, Atatürkçülük ve onun sorunlarının tartışıldığı bir evde  geçti tüm çocukluğum. Sekiz yaşındayken siyasi görüşüm ve algım çoktan olgunlaşmıştı. Ne 40- 50 yaşlarımda neo-liberal oldum, ne de 20 yaşımda komünist! Hep sosyal demokrat, Atatürkçü, Kemalist, CHPli bir insan oldum. Bakış açımı hep sorguladım. Her şeyin en iyi, doğru ve dengeli yanıtının bu bakış açısında varolduğuna hep inandım. 

Şöyle bir durum var: Yazdığım her makalede, kitapta, yaptığım araştırmada, verdiğim konferansta  söylediğim herşeyden sorumluyum.  “Bedri Bey 30 yıl önce ne yazmışsınız, 15 yıl önce ne söylemişsiniz, 10 yıl önce twitter'da ne demişsiniz” diye önüme herşeyi getirebilirsiniz.  Gocunacağım, artık görmek istemediğim, dün dündür bugün bugündür dediğim hiçbir şey yok. Bu büyük bir rahatlık.
   
İkincisi hayata şöyle bakıyorum: Evet, ben ressam, yazar, Dünya Başkanı, dernek başkanı, Türkiye başkanı vs olabilirim. Ama ben bir insanım, hayat tesadüfleri sonucu ressam değil başka bir mesleğe de mensup olabilirdim.  Her mesleğe ihtiyaç var ve her mesleğini yapan insana benim eşit saygım var.  
Mesela, işçi haklarını savunurken, başka bir meslekten ama onlara destek veren, onlara güç vermek, moral vermek isteyen, imza veren bir insan olarak gidiyorum. Bir de  samimiyetimi televizyon tartışmalarından, yıllardır biriken imajlardan, sokaktan her yerden insanlar aldıkları için, samimiyetimi biliyorlar. Sokakta yürürken sarılıp fotoğraf çektiren teyzeler, amcalar gibi…  Herkese karşı güler yüzlüyüm. Fotoğraf çektiririm, imza veririm, konuşurum…  Eğer birisi ile  fotoğraf çektirmiyorsam, ki 60 yılda yalnız 3 defa filan olmuştur, kapıdan çıkmakta olan bir tanıdığıma birşey söylemeye mecbur olduğumdan onu kovalıyorumdur yada uçağımı kaçırıyor olduğumdandır. 

Burcu Uğur (BU): Hayata mütevazilikle yaklaşıyorsunuz yani…

Bedri Baykam (BB): Beyoğlu'na çıkalım, on bir haftada ya da son bir ayda yayınlanan kitaplara bakalım. Kitapların sadece görüntüsü bile, insan neden mütevazi olması gerektiğini anında hatırlatır.

Burcu Uğur (BU):Sizin jenerasyonunuz, ülkenize karşı sorumluluk içinde hareket ediyorsunuz. Susmuyorsunuz, korkmuyorsunuz. Yeni jenerasyonda bu sorumluluğun devamını görüyor musunuz?    
   
Bedri Baykam (BB): Bazı gençlerde görüyorum ama oran olarak az. Bu oranının artması için makale yazıyoruz, kitap yazıyoruz, konuşma yapıyoruz, kişisel konuşmalar yapıyoruz.  Belki toplum insanları daha egoist olmaya davet ediyor. İşte insanlar Türkiye'den ayrılmayı  umut olarak görebiliyorlar.  Bu tarz haberler, medyada yer aldığı zaman bile bu etkiliyor gençleri. “Bak benim gibi tereddüt eden insanlar gidiyormuş buradan” diyor.  Bunu özendirmemek lazım. 

Burcu Uğur (BU):Yerel seçimler yaklaşırken, CHPnin genel politikalarını ve bağlantılı olarak kültür sanat politikaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bedri Baykam (BB): CHP Genel başkan adayı olduğum 2003 yılında önerdiğim sistem ve daha sonra Demokratik Tüzük olarak hazırladığım tüzük ile CHP yürütülseydi şu anda yaşadıklarımızı yaşamıyor olacaktık. Hangi il ve ilçeye kim başkan olarak konuldu gibi konular olmayacaktı. Mesela, Şişli örgütünün adayını, Şişli örgütü belirleyecekti. Örgütün kendi seçimi olacaktı. Kazanan  “iyi propaganda yapmışım, iyi anlatmışım ki seçildim”  diyecekti. Kaybeden de  “demek ki, bir dahaki sefer daha yakışıklı bir fotoğrafımı koymam lazım, derdimi daha kısa anlatmam lazım, daha iyi bir broşür basmam lazım” diyecekti. 
Halbuki şimdi, memnuniyetsizliklerin yöneltildiği tek yer  Genel Merkez ve  Genel Başkan.  
Diyorum ki,  peygamber bile,  Türkiye'nin binlerce ilçesindeki ilçe başkanını, belediye başkanını, milletvekillerini seçmek gibi  bir delice sorumluluğun altına girmez.  Biz gökten vahiy iner gibi, komik bir şekilde, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve ekibinin her yerde en doğru adamı, hissederek seçmesini  bekliyoruz ki bu çok ilkel bir durum. Bu absürt durumun eriştiği sonuçlar bizi,  Ekmelettin İhsanoğlu projesine kadar düşürüyor. Tek adamın kararı ile, atama yolu ile CHP, milletvekillerini veya belediye başkanlarını seçiyor.  Kemal Bey’de bu atamalarda hiçbir ressama,  yazara,  yönetmene,  filozofa da yer vermiyor. 

CHP'nin kültür politikaları dediğimizde, mesela Kültür Bakanlığı da yapmış olan,  Ercan Karakaş'ın bu konularda  çalışmaları olmuştu ama şimdi ise Ercan Karakaş Kültür Komisyonu’ndaki görevinden uzaklaştırıldı.  Yerine de konulara hakim x-y-z konmadı zaten.   
Doğruyu söylemek gerekirse CHP'nin “sanatçılara yakınız” gibi bir tavrı var fakat bunun somut hiçbir izdüşümü yok.   İşte Müjdat Gezen'e saldırırlarsa biz iki demeç veririz, koruruz ama biz kalkıp Müjdat Gezen'i  parti meclisi üyesi yapmayız, milletvekili yapmayız.   Yani, ilişkimiz istenilen seviyede değil.  

Burcu Uğur (BU): Atatürk’ün “Cumhuriyet’in temeli kültürdür” bakış açısı Cumhuriyet ilke ve inkılaplarının temelini oluşturuyor. Bu noktada hangi durumdayız? Ülkemizin dönüşüm sürecinde kültür tekrar öznelleşecek mi?

Bedri Baykam (BB): Yani şimdi Atatürk'ün “Cumhuriyetin temeli kültür” derken,  Ankara, İstanbul Resim Heykel Müzeleri'ni açarken, operaya, sinemaya,  tiyatroya, resme bu kadar önem verirken, Atatürk herhalde kendi ölümünün üstünden 80 yıl geçtikten sonra  ülkenin, devlet eli ile, tek bir adet modern ve çağdaş sanat müzesi yapamamış, kuramamış olmasını beklemiyordu.  Ayrıca, hiç bir zaman Atatürk'ün temeli kültürdür dediği Cumhuriyete”saygı gösterilmedi.  Yalnız AKP hükümeti hakkında söylemiyorum, bunu. Yalnız Erdoğan modern ve çağdaş müze yapmadı demiyorum. Çiller de yapmadı. Ecevit de yapmadı. Demirel de yapmadı. Özal da yapmadı.  Çünkü siyasilerin böyle bir önceliği yok. Sadece Avrupa Birliği’ne gireceğiz söylemleri, diyalog yapıyoruz seyahatleri var.  “Avrupa Birliği’ne girmek için önce saygıdeğer bir kültürel yapı olması gerekli” bilinci sıfır!   

Yüz yaşına gelmekte olan Cumhuriyet, tek bir modern sanat müzesi kuramamış… Bunun eksikliğini hissetme konusunda  Kemal Kılıçdaroğlu'nun da hissi sıfırsa, Tayyip Erdoğan'ın da hisse sıfırsa, burada bir terslik var. Tayyip Bey, siyasi güce katkı yapmak için bile en azından  “kültürde gelişemedik” diye özeleştiri yapıyor.  
Kemal Bey’de onu da göremiyoruz. Halbuki biz zaman zaman brifing veriyoruz, rapor hazırlıyoruz yani bizden dialog geliyor.    
Gezi olayları yaşandıktan sonra, CHP, o özgürlük arayan, barış arayan gençlere  sempatik görünecek hangi politikalar önerebilir, diye  gittik rapor verdik. Karşısında aday olarak Ekmeleddin İhsanoğlu çıkarıldı.  CHPnin özeti bu. 
Ama biz yine partiyi doğru yörüngelere çekmek için elimizden geleni yapıyoruz. 

Burcu Uğur (BU): Kültür Sanat politikalarını yönetiyor olsanız, neler yapardınız, birkaç maddede sayar mısınız?

Bedri Baykam (BB): Birincisi, müzayede evlerine derim ki ya sanatçılar ile onların istediği gibi anlaşın ya da sizi kapatacağım. Bunun ne kadar hayati bir şey olduğunu size anlatamam. 
  
İkincisi, derhal sanata olan birikmiş borçlarımızı ödemek için Türkiye'nin 7 bölgesinde aynı anda birbiriyle rekabete girecek, modern ve çağdaş sanat devlet müzeleri açarım  ve bunların başlarına  en kalifiye kişileri getiririm. Bunları derin,  bilgi sahibi ve bütçe sahibi insanlar haline getiririm. Mühim olan  bir müze binası vermek değil, o müzenin on binlerce kitap alması  ve yüzlerce sanat eseri alması… Bunun için gerekli bütçeyi veririm.
    
Üç, bütün Türkiye’de, anaokulundan üniversiteye kadar bütün okullarda mecburi sanat dersi koyarım. 


Dördüncüsü,  özel sektöre yönelik olur.  Koskoca bankalar, holdingler, yıllık karımız şu kadar milyar diye, gururla  bütçeler yayınlıyorlar.  Arkasından bir yerde sergi açıyorlar, “katalog basamak için bütçemiz yoktu” diyorlar. Bunun tercümesi şu: Bizim çok paramız var ama kültüre iki kuruş harcanabileceğini dair bir  anlayışımız yok.  Bu nedenle bütün özel sektöre, holdingin değerinin yüzde ikisi kadar sanat eserini sergilemiyorlarsa, vergi cezası vereceğim derim. Derim oğlu derim!

0 yorum:

Yorum Gönder