26 Nisan 2019 Cuma

BİHİN EDİGE İLE HOLİSTİK KÜLTÜR VE BAŞARI

İçinden geçtiğimiz çağ, her alanda dönüşüme, değişime zorluyor insanlığı. Bunun için siyasal ve sosyal alanda önemli çatışmaya ve mücadeleye şahit oluyor, içinde yer alıyoruz. 

KRT ekranlarından tanıdığımız, kalıpları zorlayan ve yıkan, yılmayan, yorulmayan tv programcısı, yazar, araştırmacı...
Yani aydın, Bihin Edige ile Holistik Kültür ve Başarı üzerine konuştuk. 

Kültür, bakış açılarımızla şekillenir. Ne kadar geniş açı ile bakarsak, gelecek için hazırlayacağımız miras o kadar bütüne yaklaşır...

Keyifli okumalar... 


Burcu Uğur (BU): Holistik ne demek?

Bihin Edige (BE): Holistik bütünsellik demektir. Herşeyin bir olduğunu anlayabilmektir.
Bu bilgi bize zaten Kadim bilgilerden geliyor.

BU: Kadim bilgiler ne demek?

BE: Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık'tan da önce, birçok belge ile gelen din var. 
Din diyoruz ama, o zamanlar kuantum olmadığı için yani atom altını bilmediğimiz için, 5 duyumuzla algılayamadığımız her şeye mana alemi diyorduk, din diyorduk. 
Çünkü bilinmeyen bir yerden geliyordu. 
Ama artık, o bütünselliği, herşeyin tek enerji olduğunu laboratuarlarda da görebiliyoruz. 
Herşey tek enerji ama bu insanların kafasını karıştırıyor. 

BU: Neden kafalar karışıyor?

BE: Çünkü, herşey tek enerji ise, niye herkes aynı davranmıyor diyor, insan.
Bununda nedeni yani farklı davranışların nedeni,  o enerjinin çok değişik titreşimlerinin olması. 

BU: Biraz açar mısınız?

BE: Şöyle, bir saniyedeki titreşime hertz(hz) diyoruz. Enerjinin çok değişik titreşimleri var ve herşey bir titreşim. Sesimiz, düşüncelerimiz…
Düşünce olarak beyinden gönderdiklerimiz ayrı, kalp çakrası dediğimiz, inandığımız şeyler ayrı. 
İnanç deyince de kavram kargaşası yaşıyoruz. Herşeyi din zannediyoruz.  
Diyelim ki, bir kişi kendini çok başarı zannediyor.  Bu kendisinin inancındır. Kendisinin başarısız olduğuna inanıyorsa, bu yine kendi inancındır.  
Gerçekten inandığımız ne ise, biz oluyoruz esasında. 

BU: Bu nasıl gerçekleşiyor?

BE: Evrende yani bütünde, tüm titreşimler var. İnsan bütüne gönderdiği titreşim ile rezonansa geçiyor. Yani sen ne isen, onu yaşıyorsun. Neye tam inanıyorsan onu yaşıyorsun. 

BU: Peki  holistik  bakış açısı ile inancın değiştirilmesi, holistik bakış açısının başarıya yönlendirilmesi, inandığımız frekansların yükseltilmesi, daha üst seviyeye çıkarılması mümkün müdür?

BE: Tabii ki. Aslında dinlerde -çarpıtılmadan önce- bu verilmeye çalışılmış. Bugün bütün dinleri çarpıtılmış olarak görüyorum. Dünyanın %99u dindar ve dünya bu halde ise birşey yanlış gidiyor. Ya dinde bir problem var, ya da dindarım diyenlerin aklında bir problem var. 
O zaman, zaten, bizim bir şeyleri dönüştürmemiz gerekiyor. Demek ki bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Einstein’ın sözleri benim çok hoşuma gider. Der ki, "aynı düşünce tarzıyla yaptığın bir şeyden farklı sonuç bekleyemezsin." 
İnsanın düşüncesi belli ise ve sonuçtan memnun değilse,  önce düşüncesini değiştirmesi gerekli.

Yanlış inançları nasıl dönüştürebiliriz kısmına gelirsek: Bir kere bilgi edinmemiz lazım. Ülkemizin çoğunluğu Müslüman, bu nedenle İslam'a bakalım. Kur’an “oku” diye başlar. Bir çok ayette  “akletmez misin”, “düşünmez misin”, “akıl etmeyenlerin üzerine pislik yağacak” ifadeleri geçer. Yani gidinde bir şeyh bulun, ona inanın demez. Peygamber’e bile demez. Allah ile aranıza  kimseyi almayın der. 

BU: Bu kadar net ve açık ise sorun nereden kaynaklanıyor?

BE: Biz Allah’ın ne olduğunu anlayamadık. Allah’ı padişah gibi bir yerde oturmuş, devamlı herkesi yargılayan yargıç gibi gören bir zihniyet var. Oysa Allah dediğimiz, bir sistem, muhteşem bir sistem ve biz de o sistemin bir parçasıyız.

BU: Son zamanlarda popüler olan enerji ve spiritüel dünya ile holistik bakış açısı farklılık gösterir mi?

Hiçbir farklılık göstermez. Aslında hiçbirşey farklılık göstermiyor. Farklılık, algı oranlarımızda. Algı oranlarımız aynı değil. Aynı şeye bakıyoruz, farklı şeyler anlıyoruz. 
Çünkü hepimizin aklı beş duyumuz ile algıladığımız verilere göre çalışıyor. Oysa kedi, köpek bile bizden daha çok algılıyor. Daha yüksek, daha alçak sesleri duyuyor. Bunları biraz anlamaya başlasak? Bu niye böyle diye sorsak?

BU: Holistik başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?

BE: Holistik başarıyı, başarının ne olduğunu farketmek ve ayırt etmek ile tanımlıyorum. Yani çok zeki olabilirsin, zaten bunun altındaysan direk sürünüyorsun. Dünyanın haline bir bakın. Batı  ne yapıyor, aklını çok iyi işletiyor. Oradaki eksiklik ise, kalp çakrası. Akıl ile algılayamadığı tarafın üzerine çıkamıyor. Ben bu durumu hep sırıkla yüksek atlamaya benzetiyorum. 
Sırık, akıldır. Sırıkla yükselirsin ama tam atlarken sırığı bırakmıyorsan aşağıya yapışırsın. 
Orada, algılayamadığın boyutta, o aklı bırakacaksın. Çünkü aklın belirli hertzlerle gördüklerine göre doğruları var. Ona göre çalışıyor. Ondan sonra zaten sen o boyuta gelip kalbini de açtığında birçok şey hissetmeye başlıyorsun. Akıllı olarak hissetmeye başlıyorsun. İşte buradaki olay aklın ötesinde. 

Mesela bir şirkette çalışıyoruz. Siz benden daha yüksek bir görevdesiniz. Sizi baltalamaya çalışıyorum. Oysaki yapmam gereken kendimi geliştirmek ve sizinde, diğerlerinin yükselmesini sağlamak. Burası yükselsin ki, hep birlikte yükselelim. 

Yani mühim olan hep bütünü beslemek. Hani “bütünün hayrına” derler, “Allah için ne yaptın” diye bir sözde vardır. Allah dediğimiz sistem, bütün. Bütün için ne yaptın. Tamam, kendin için birşey yaptın ama oradaki aç çocuğu düşündün mü, kırık kalpli birini düşündün mü.

BU: Bu konularda yeni çalışmalarınız var. Biraz bilgi verebilir misiniz?

BE: Tabii ki. “Ben Burayım”diye bir sivil toplum örgütü başlattım. Yapmak istediğim, vakıfların hepsini toplamak. İnsanları göz göze baktırtmak. 
Bazen katılanlar, 'karşımdaki kişi gözüme bakmıyor' diyorlar. Diyorum ki, 'bakmayı sürdürün, en çok onun ihtiyacı var. Bak gözüne gül. Hey buradayım de'. 
Zaten Sivil Toplum Örgütümünde aldı buradan geliyor. Buradayım diyen de, Allah. Baktığın her yerde onu görüyor musun, mesele bu. O sadece camii de kilise de değil. Sulamadığın çiçekte, o tekme attığın hayvanda, o kırdığın kalpte, o bakan gözde. 
Yani bütün bunları görmek, bu farkındalığa varmak benim için Holistik Başarı. 

BU: Günümüzün şartlarında, bu bakış açısının günlük hayatta, sokakta karşılığı var mı?

BE: Çok var. Çok güzel bir yükseliş var. Biz tam doğum sancısı çeken bir dönemden geçiyoruz. Bir altın çağa geçiyoruz.  2012de kıyamet bekleniliyordu. Kıyamet nedir? Kıyam. Kıyam nedir? Kıyam, ayağa kalkmaktır. Herkes tufan bekledi, tufan olmadı ama kıyam oldu. Dünyanın frekansı yükseldi. Yedilerden onikilere çıktı. Dünyada sevgi yükselmeye başladı, farkındalık arttı.

BU: Hiçbir şey olmanın inanılmaz hafifliği demişsiniz bir yazınızda, açar mısınız?

BE: Hiçbir şey olmamak zor tabii. Egomuz kabul etmiyor. İnsanı yedi beden olarak  düşünün. En dipte bir fiziksel bedenimiz var. Enerji bedenimiz var. Duygusal bedenlerimiz var. Akıl, zihin var… Hepsi nefs dediğimiz. Bunların üzerinde saf akıl, sezgisel beden, irade var.
Şimdi bütün bunların üzerine çıkmamız lazım, hiçliği anlamak için. 
Orada, hiçlikte ne oluyor, diye sorarsanız. Sen yok oluyorsun. Bunların hepsini yok ettiğinde, Bihin diye biri kalmıyor. Ama nefsim diyor ki, Bihin diye biri var. Çünkü burada yaşıyor. Bir şarkı var, çok severim, “kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi, kah inerim yeryüzüne seyreder alem beni.” Hiçlik, bu. Burada yaşıyorum ama hiç olduğumunda farkındayım. 
HİÇ olduğunu anlayınca, HEP olduğunu anlıyorsun. “Hiçlikte hep olmak” der Mevlana. 
Bununla ilgili şöyle örnek veriyorum: En-el Hak dediği için öldürülen Hallacı Mansur’u anlattığım zaman, Allah mısın, diyorlar. 
Bende diyorum ki: Şöyle birşey düşün, okyanustan bir çay kaşığı su alıyorsun, diyorsun ki bu okyanus mu. Buna herkes güler. O çay kaşığı nefsimiz. O çay kaşığını okyanusa bıraktığın zaman, çay kaşığındaki su okyanus oluyor. 
Nefsinin hiçliğini anladığın zaman, bu dünyada hareket eden heplik oluyor. 

BU: Holistik kültürde, insan, zihin, kainat nasıl konumlandırılıyor?

BE: Yaratılışın neden olduğunu henüz bilen yok. Baktığınız zaman bir dualite var. Yaratılış dualite ile başlamış. Alan ve veren. Onun çeşitli açılımları var.
Zihin dediğimiz tamamen dünyasal. 5 duyumuz ile algıladıklarımız ile zihnimiz var. Saf akıl değil. Saf akıl dediğimiz daha üstte. Oraya ulaşabilmek çok da kolay değil. Çeşitli deneyimler yaşayarak oraya ulaşıyoruz. Bilinç sarmalı bütüne doğru ilerlediği için, insan olarak çeşitli zamanlarda tekrar geliyoruz. Çünkü bir tek insanda özgür irade var. Onun dışında her şey olduğu gibi var oluyor. Melek, melek olarak; şeytan, şeytan olarak var. Onun için Kur’an’da "Melek Adem’e secde  etsin" diyor ya... Çünkü daha kıymetliyiz. 
Bir katil, Melek’ten daha kıymetli ise oturup bir düşünmemiz lazım. Cennet ne cehennem ne, bir daha düşünmemiz lazım. Cennet deyince, millet burada içmediği şarabı orada huri ile içeceği bir mekan bekliyor.
Daha akıllı olmamız gereken bir dönemdeyiz. 

BU: Hangi yollardan insanlar bu bilgilere ulaşabilirler? 

BE: Okumak. Her şeyi okuyabilirsiniz. En kızdığımız insandan bile bir şey öğrenebiliriz. Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösteriyor. 
En önemlisi bize mani olan bazı kalıplar var. Bir hikaye vardır. Çok severim. Onu okuyucularımız ile paylaşayım:
Bir adam eve gelirken nuar almış. Eve gidip pişirecek. Evde de karısı yok. Karısına da sürpriz olur, diye başlıyor pişirmeye. Pişiriyor. Karısı geliyor. Yiyorlar. Karısı diyor ki “Ellerine sağlık, çok güzel olmuş ama aklında bulunsun, bir daha pişirirken, bunun iki kenarını kes, bu öyle pişirilir” diyor. Adamda mühendis, nedenini soruyor. Kadın da diyor ki “annem öyle yapardı, öyle öğretti. Vardır bir bildiği” diyor. Anne evde yaşıyor. Ona soruyorlar. O da annesinden öyle gördüğünü söylüyor. Hikaye bu ya, büyükannede yaşıyor. Gidiyorlar büyükanneye, soruyorlar. “Evet, keserdim. Çünkü o devirde çok küçük bir tencerem vardı. Etler sığmazdı. Siz niye kesiyorsunuz, onu bilemem” diyor. 
Şimdi bu zihniyetten çıkmamız lazım. İnsanlar atalarından, kendi kültüründen aldıklarına zihinsel olarak yapışıyorlar. Bugün son model cep telefonları kullanılıyor ama… Cep telefonundan önce beyinlerin güncellenmesi gerekiyor. Güncellenen beyin ile öğrenirsen, bir noktaya geliyorsun. 

Bir de Allah ile  yani sistem ile aranıza kimseyi almayacaksınız. 
Araştırma yaparken birçok tarikat lideri, İran’lı ustadlar, Hindular, Gurular ile tanıştım. Kimsenin müridi olmadım. Bir tek Allah’ın bana verdiği aklın ve vicdanın müridi oldum. 
Ne zamana kadar bu devam edecek.  Allah ile aram kalmayıncaya kadar bu devam edecek.

Allah ile aranda başkaları olunca, seni aldatıyorlar. 
Peygamber kaç yaşında öldü? 63 yaşında. 
Kaç yaşında vahiy geldi? 40 yaşında. 
Kitap ne zaman yazıldı? 26 sene sonra. 
Kitaba başka birşey girdi mi? Seni kandırmak isteyenler var mıydı?
200 sene sonra ortaya çıkan hadislerin seni yönetebilmek için icad edilmedi ne malum?





     

0 yorum:

Yorum Gönder